LogoUzm. Psk. İrem Yıldız Yaşar
AnasayfaHakkımdaPsikoterapi Nedir?Çalışma AlanlarımBlogRöportajlarİletişim
Tüm Yazılar

İlişkiler

Sürekli Aynı Tip İnsanları Mı Çekiyorum, Yoksa Aynı Rolü Mü Oynuyorum?

Tekrar Eden İlişki Döngülerinin ve Tanıdık Rollerin Psikolojisi

İlişkilerimizde peş peşe gelen benzer kırılmalardan ve hayal kırıklıklarından sonra kendimize sıkça sorduğumuz, yanıtlaması oldukça yorucu bir soru vardır: “Neden hep beni zora sokan, sınırlarıma saygı duymayan, aşırı kontrolcü ya da duygusal olarak mesafeli duran insanları buluyorum?”

Bu tabloyu çoğunlukla “kötü şans”, “hep yanlış insan denk gelmesi” ya da “kısmet” gibi tamamen bizden bağımsız nedenlerle açıklamaya meyilli oluruz. Oysa insan psikolojisine biraz daha yakından baktığımızda çarpıcı bir gerçekle karşılaşırız: Zihnimiz bizim için mutlu edici ve sağlıklı olanı değil, tanıdık ve öngörülebilir olanı seçmeye meyillidir.

Peki, nasıl oluyor da biz her defasında “farklı” biriyle yola çıktığımızı sanırken, kendimizi en baştan yazılmış “aynı” senaryonun içinde buluyoruz?

Tanıdık Olanın Büyüsü: Zihnin Şemaları ve Bildiği İklimi Araması

Çocukluk ve erken gençlik yıllarımızda sevilme, güvende hissetme ve kabul görme biçimimiz, zihnimizde birtakım erken dönem şemaları oluşturur. Şemalar; dünyayı, kendimizi ve ilişkileri anlamlandırmak için kullandığımız zihinsel gözlüklerimizdir.

Eğer büyüdüğünüz evde sevgiyi kazanmak için sürekli çabalamanız, kendi ihtiyaçlarınızdan vazgeçip başkalarını mutlu etmeniz gerektiyse; zihninizde “Duygusal Yoksunluk” veya “Kusurluluk” gibi şemalar şekillenebilir. Yetişkinlikte de sevgisini cömertçe sunan, duygusal olarak açık ve sağlıklı bir partner size “tanıdık” gelmeyebilir. Hatta böyle biri ilk başta sıkıcı veya heyecansız hissedilebilir.

Buna karşın, sevgisini vermekte cimri davranan, sizi sürekli bir belirsizlikte bırakan insanlara karşı güçlü bir “çekim” duyabilirsiniz. Çünkü zihninize tanıdık gelen duygu “zorlanmak” ve “sevgiyi kazanmak için çabalamak”tır. Ne yazık ki olumsuz dahi olsa, çocukluğumuzdan kalan bu şemalar, zihnimiz tarafından güvenli ve öngörülebilir algılanır.

Bilişsel Çarpıtmalar ve Zihnimizdeki Düşünce Tuzakları

İlişkideki seçimlerimiz kadar, o ilişkinin içindeki duruşumuz da sonucu belirler. Derinlerde bir yerde “Ben tek başıma yetersizim” ya da “Sevilmek için hep verici olmalıyım” gibi bir çekirdek inanç taşıyorsanız, bu inanç ilişkide bazı otomatik düşünceleri tetikler.

Bu noktada zihnimiz çeşitli bilişsel çarpıtmalar ve düşünce tuzakları üretmeye başlar:

  • Zihin Okuma:“Kendi isteğimi söylersem benden soğur ve beni terk eder.”
  • Aşırı Genelleme / Felaketleştirme:“Sorun çıkarırsam bu ilişki tamamen biter.”
  • -Meli / -Malı Cümleleri:“Onu sürekli memnun etmeliyim, her zaman anlayışlı olmalıyım.”

Bu düşünce tuzaklarına düştükçe kendi sınırlarınızı çizemez, ilişkinin bütün yükünü tek başınıza üstlenirsiniz. Siz sürekli alttan alıp verici oldukça da sınır koymayı bilmeyen ya da sadece almayı seven insanları hayatınızda tutmaya devam edersiniz. Yani zihninizdeki bu gizli kabul cümleleri, ilişkinin içindeki rolünüzü ve karşı tarafın size nasıl davranacağını adım adım şekillendirir.

Büyüdüğümüz Evden Taşınan Görünmez Sistemik Roller

Konu sadece bireysel zihnimiz ve şemalarımızla da sınırlı değildir. İçinde büyüdüğümüz aile sistemindeki görünmez rollerimizi de çoğu zaman çeyizimizde taşır gibi yeni ilişkilerimize taşırız.

Büyüdüğünüz evde siz kimdiniz? “Sorun çözen kurtarıcı”, “her şeyi idare eden güçlü çocuk”, “yük alan” ya da “sesini çıkarmayan” taraf mı?

Eğer çocukluğunuzdan beri çevrenizdekilerin duygusal yüklerini taşımaya alıştıysanız, yetişkinlikte sürekli bakılmaya, idare edilmeye veya iyileştirilmeye muhtaç insanları tesadüfen bulmazsınız. Siz, farkında olmadan o tanıdık “kurtarıcı” rolüne talip olursunuz. Karşınızdaki oyuncu değişse bile, siz aynı rolü oynamaya devam ettiğiniz sürece sahnelenen oyunun sonu değişmez.

Bu Döngüyü Kırmak İçin Nereden Başlamalı?

Bu tekrar eden döngüyü fark etmek, değişimin ilk ve en güçlü adımıdır. İlişkisel kalıplarınızı dönüştürmek için şu farkındalık adımlarını atabilirsiniz:

1. Çevrenizdekileri Değil, Kendi İhtiyacınızı Sorgulayın

“Neden hep böyle insanları çekiyorum?” sorusunu bir kenara bırakın. Kendinize şu soruyu sorun: “Ben bu ilişkide çocukluğuma ait hangi tanıdık duyguyu (değersizlik, kabul görme çabası, reddedilme korkusu) yeniden üretiyorum?”

2. “Tutku” ile “Kaygı” Arasındaki Farkı Ayrıştırın

Bir insana karşı duyduğunuz o ilk ve çok yoğun “mıknatıs etkisi”, her zaman sağlıklı bir aşkın işareti olmayabilir. Bazen çok yoğun çekim hissettiğimiz durumlar, eski bir şemamızın tetiklendiğinin ve zihnimizin “tanıdık bir tehlikeye” doğru çekildiğinin sinyalidir.

3. Düşünce Tuzaklarınızı Yakalayın

Kendinizi feda ederken ya da sınır koyamazken bulduğunuzda zihninizden geçen otomatik düşünceyi yazın. “Gerçekten isteğimi söylersem beni terk eder mi, yoksa bu benim zihnimin bir çarpıtması mı?” sorusuyla o düşünceyi test edin.

4. Kendi Rolünüzü Esnetin

İlişkilerinizde sürekli verici, alttan alan ya da idare eden taraftaysanız; adımlarınızı biraz yavaşlatın. Kendi sınırlarınızı çizdiğinizde, karşınızdaki kişinin bu sınırlara saygı duyup duyamadığını gözlemleyin. Siz kendi rolünüzü değiştirdiğinizde, ilişki de değişmek zorunda kalacaktır.

Unutmayın; hayatımızdaki insanları değiştirmek hikâyeyi değiştirmez. Hikâye, ancak biz kendi duruşumuzu, şemalarımızı ve rolümüzü fark edip yeniden kurgulamaya başladığımızda değişir.

Referanslar & Okuma Önerileri

  • Beck, A. T. (1979). Cognitive therapy of depression. Guilford Press.
  • Bowen, M. (1978). Family therapy in clinical practice. Jason Aronson.
  • Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide. Guilford Press.